Babacan’ın partisine mi geçecek?

Merkez Bankası’nın hükümetlerden bağımsız veya özerk olması prensibi, ekonomik ve siyasi tecrübelerin bir birikimi olarak ortaya çıkmıştır. Modern ekonomi nizamının inşasında Merkez Bankası kritik bir yerde durmaktadır. Hele finans piyasasının çok büyüdüğü ve çeşitlendiği bu dönemde alınan kararların global önemi daha da artmıştır. Ülke parasının değerinin korunması ve para basma yetkisi iki stratejik misyonu tanımlar. Dolayısı ile Merkez Bankası hükümetler için “yasak meyve” dir. Yasalarla mümkün olduğunca erişilemez bir yerde konumlanır ki siyasi iktidarlar her aklına estiğinde, her başı sıkıştığında kural ihlali yapamasın. Ama Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan cumhuriyet tarihinde bir ilki gerçekleştirerek Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’yı görevinden aldı. Gerekçesini de bizzat kendisi açıkladı; faizleri düşür demesine rağmen düşürmemiş. Aslında Merkez Bankası tam da bunun için var. Hükümetin politikasını dikkate almakla beraber isteklerine uymak zorunda değildir. Diğer risk faktörlerini karar alma aşamasına dahil ederek faizleri düşürür ya da yükseltir. Bu ülke, Ali Babacan’ın ekonomiden sorumlu olduğu dönemde yüzde 5 seviyesine kadar inen bir enflasyon gördü. Ancak sıcak para akışının gelmesine göre kurulmuş sistem bu seviyeyi taşıyacak dinamiklerden yoksundu ve MB faizleri birden yüzde 5 artırmak zorunda kalmıştı. Yine seçimlerden önce Erdoğan’ın faizi düşürmekten söz ettiği sıralarda patlayan enflasyon rakamları faizi çok kısa sürede yüzde 12’lerden yüzde 22’lere çıkartmıştı.
Gerçi Temmuz ayı itibarı ile 15,72’ye düşen enflasyona bağlı olarak faizlerin bir miktar aşağı çekilmesi teknik olarak mümkün gözüküyordu. Ama MB geçmiş tecrübeleri dikkate alarak bu düşüş trendini tam teyit ettikten sonra harekete geçmeyi düşünmüş olabilir. Ve böyle bir tasarruf onun en doğal hakkı. Ama Saray öyle düşünmedi. Kendisini dinlememesini kural ihlali saydı ve kendi getirdiği bürokratı bir kararname ile görevinden aldı.

Bu radikallikte bir adım batı ülkelerinde yolsuzluk ya da apaçık büyük bir hata olduğu takdirde atılabilir. Erdoğan eski konuşmalarında kuvvetler ayrılığı prensibi yerine kuvvetler birliğini savunmuştu. Anlaşılan MB’nın özerk olması da ona göre gereksizdi. MB’nın doğasından kaynaklanan bir çelişkisini kabul edememesi başka ne ile izah edilebilir.

Erdoğan’ın geçmiş uygulamalarına bakınca hamlesi hiç şaşırtıcı değil. Ama yabancı sermaye ve bankacılık sistemi açısından yeni bir risk olgusu ile karşı karşıyayız. Yeni gelen Merkez Bankası başkanının alacağı faiz indirme kararı şaibe altına girdi. Merkez Bankası öyle kritik bir noktadaki başına Damat Berat Albayrak’ı getirseniz siyasi iktidarla çatışır. Hele ekonomik problemlerin her cephede isyan ettiği bir ortamda bu görev ateşten gömlek. Yeni başkan Murat Uysal da trol değilse hükümetin öncelikleri ile çelişmek zorunda. Murat Çetinkaya hükümetin adamıydı. Saray’ın talimatlarına duyarlıydı. Önceki dönemde faizleri zamanında yükseltmemesi ekonominin değil hükümetin isteğiydi. Maliyeti çok ağır olmuştu. Bana göre başarısız bir süreç yönetimi gerçekleştirdi. Bir kahraman olmayı hak etmiyordu. Ama şimdilik Erdoğan’a direnen isim olma payesini almış oldu. Belki kendisini Ali Babacan’ın kurduğu yeni partide görebiliriz! Merkez Bankası’nın saygınlığı bu dönemdeki kadar azalmamıştı. Atılması gereken adımları iktidarın gözünün içine bakarak atarsan oda seni TOKİ’den farksız görür ve faturayı sana keserek görevden alır. Operasyonun etkilerine gelince; dövizde küçük bir dalgalanma meydana getiri o kadar. Çoklu organ yetmezliği yaşayan bir ekonomide el çektirme girişimi tek adam zihniyetinin bir kere daha tüm dünyaya ilanı oldu sadece.