ABD yönetiminin son birkaç haftadır ısrarla “Biz Türkiye’ye Suriye operasyonu için yeşil ışık yakmadık” demesinin iki nedeni var.

Birincisi hepimizin malumu, harekat sonrası ABD’de oluşan muazzam kamuoyu tepkisi. Beyaz Saray muhtemelen iki hafta önce bir pazar gecesi yayınladığı basın bülteninin bu denli büyük bir tepkiyle karşılanacağını tahmin etmiyordu. Ertesi sabah başkan Trump’ın sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamalar da sonrasındaki ‘ne şiş yansın ne kebap’ paylaşımları da buna işaret ediyor. Cumhuriyetçi Demokrat ülkedeki hemen her kesimden yükselen sert eleştiriler, Beyaz Saray’ın, ‘Ne izinler verdim aslında yoktular’ noktasına gelip demirlemesini sağladı. “Biz Türkiye’ye hiçbir zaman yeşil ışık yakmadık” açıklamasında mutabık kalındı.

ABD yönetiminin bu söylemi ısrarla ve her seferinde tekrarlamasınınsa bugünün iç siyasi tartışmalarının çok ötesinde bir nedeni var bana göre. Daha uzun vadeli ve sonuçları itibariyle Washington’ı yaklaşan seçimde kaybedeceği oylardan daha fazla endişeye sevk eden bir neden: ‘Savaş suçları’.

Başkan Trump, ülke içi tepkilerden dolayı uzun git gellerin ardından sonunda Türkiye’nin operasyonuna aslında hiç destek vermediğinde karar kıldı belki ama bu duruşun resmi söylem hale gelmesi sahadan gelen ürkütücü görüntülerle birlikte oldu. Suriye’nin Geleceği Partisi Genel Sekreteri Hevrin Halef’in, Türkiye destekli Suriyeli gruplar tarafından bir karayolunun kenarında otomobilinden indirilerek beraberindeki 8 kişiyle birlikte infaz edilmesini, Türk hükümetinin yarı resmi gazetesi Yeni Şafak bayram edasıyla kutlamış olabilir ama Beyaz Saray bunun gelecekte ciddi karşılıkları olabileceğini gördü.

O noktadan itibaren de ‘Biz Türkiye’ye kesinlikle operasyon izni vermedik’ söylemi Washington’da iyice keskinleşti.

CNN’in tecrübeli muhabiri Christina Amanpour da doğrudan bunu sordu dün ABD Savunma Bakanı Mark Esper’e: “Türkiye’ye bağlı bazı grupların yaptığı korkunç infazlara dair haberler var. İleride ABD’nin bu operasyona müsaade etmekle bu suçlardan sorumlu tutulabileceğine dair Pentagon’da bazı endişeler olduğunu duyuyoruz. Askerlerinizi gelecekte bu ithamlardan korumak adına neler yapıyorsunuz?”.

Esper doğrudan yanıtladı: “Öncelikle biz bu harekatın gerçekleşmesi için bir izin vermedik. Karşı çıkmamıza rağmen Türkiye kendi stratejisi doğrultusunda operasyon kararı aldı”.

Daha sonra görüntüleri kendisinin de izlediğini, doğru olduğunu düşündüğü bu görüntülerin ‘savaş suçu’ teşkil ettiğini ve Türkiye’nin bu konuda sorumlu tutulabileceğini söyledi ABD Savunma Bakanı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey de benzer şekilde, ABD Senatosu tarafından düzenlenen Suriye oturumunda tekrarladı aynı sözleri. Türk ordusuna bağlı bazı grupların operasyon kapsamında en az bir kez savaş suçu işlediğini söyledi Jeffrey. ABD yönetiminin Ankara’dan bu konuda bir açıklama istediğini sözlerine ekledi. James Jeffrey Washington’daki herhangi bir isim değil. Eski Türkiye büyükelçisi, onun da ötesinde son birkaç yıldır ABD’de Ankara’nın söylemlerini dillendiren nadir isimlerden biri. Pek çok yönden Türk hükümetine yakın bir uzman/diplomat aslında.

ABD yönetiminde görevli bu isimlerin ‘Türkiye komutasında savaşan’ bazı radikal grupların yaptığı eylemleri savaş suçu olarak tanımlayıp hemen arkasından ABD’nin Türkiye’ye Barış Pınarı Harekatı için asla yeşil ışık yakmadığını söylemelerinin bir nedeni var.

Beyaz Saray, Suriye’deki gelişmeleri zafer naralarıyla takip eden Türk medyasından, herhangi bir alandaki kazancı da kaybı da ustalıkla kamuoyuna zafer olarak sunabilen Türk hükümetinden ya da operasyonla ilgili gelişmeleri Rus Savunma Bakanı’ndan öğrenen Türk kamuoyundan farklı olarak, tehlikeyi şimdiden görüyor ve önlemini alıyor.

“Ortadoğu’yu bataklık gibi yansıtmaya çalışıyorlar” demişti bir Türk siyasetçi zamanında. Planladığı stratejik derinlik çoktan aşıldığından belki, Türk hükümeti gömüldüğü bataklığın dibinden geleceği görmekte belli ki zorlanıyor.